İKSV’nin 2009’da taşınarak 2011’de kurucusuna ithafen Nejat Eczacıbaşı Binası adını verdiği Şişhane’deki Deniz Palas Apartmanı, aynı zamanda İstanbul Bienallerinde ve Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nda sergilenmiş veya sipariş üzerine üretilmiş sanat eserlerinin bir araya getirildiği bir hafıza mekânı olarak varlığını koruyor. 4.200 metrekare büyüklüğündeki yedi katlı bina, vakıf ofislerinin yanı sıra performans mekânı Salon İKSV, çocuk ve genç atölyelerinin yapıldığı İKSV Alt Kat, bir mimarlık ofisi, ortak çalışma alanı, kafe, restoran ve bar gibi farklı mekânları da barındırıyor.
Apartman 2005’te, henüz restore edilmeden önce, Charles Esche ve Vasıf Kortun’un küratörlüğündeki 9. İstanbul Bienali’nin mekânlarından biri olarak kullanılmış ve özellikle mekâna özgü işlerle güncel sanatla ilk bağını kurmuştu. Bu bağ, apartmanın İKSV’nin yönetim binası olduğu dönemde de sürdürüldü. Binaya yerleştirilecek eserler için, 1994-2000 yılları arasında İstanbul Bienali’nin yönetmenliğini, 2012-13’te ise 13. İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü üstlenen Fulya Erdemci ve Arzu Yayıntaş’la beraber çalışıldı. 2009’da yapılan bu çalışmayla seçilerek yerleştirilen eserlerin çoğu bugün de binada görülebiliyor.
Burada, binada sergilenen eserler, cepheden giriş katına, oradan üst katlara ve en son -1’i kata doğru bir rotayı takip edecek şekilde sıralandı. Binanın cephesinin gece görünümü fotoğrafı Mahmut Ceylan'a, gündüz görünümü ve Canan Tolon ile Ali Kazma eserlerinin fotoğrafları Fatih Yılmaz'a, diğer eser fotoğrafları Mete Kaan Özdilek'e ait.
Ayşe Erkmen
RENGÂRENK, 2010
Jaluzi ve stor perde
İstanbul'un tarihsel dokusunu ve kültürel çoksesliliğini, hatta kakofonisini yansıtan bu çalışma, sanatçının tarihi binanın pencereleri için tasarladığı jaluzi/storların daimi hareketleriyle değişen farklı geometriler oluşturuyor. Bu çok renkli, çok dokulu, dikey ve yatay farklı elemanlardan oluşan jaluzi ve storların değişken yüzü, binanın baktığı Haliç’in günün değişen ışıklarıyla birlikte sürekli farklılaşan manzarasını tekrar ediyor. Aynı zamanda da binanın monokrom cephesine renk ve ritim getiriyor. Gün ışığı ile iç mekânı farklı renklerle boyayarak mekân algısını tamamen değiştiren jaluzi ve storlar, dış cepheden de binanın içindeki akışın ritmini yoldan geçenlere aktararak ânın bir yansımasını sunuyor. Ayşe Erkmen'in yapıtı binada İKSV’nin kullandığı katlar olan, 1, 4 ve 5. katların ön cephe pencerelerinde.
Sarkis
GÖBEK BAĞI (AYASOFYA HAZİNE DAİRESİNDEKİ AVİZE İLE), 1989-2010
Neon ve demir konstrüksiyon
Bu avize Sarkis'in 1989 yılında 2. İstanbul Bienali için Ayasofya Hazine Binası'na özel olarak tasarladığı avizenin bir izdüşümü. Neon ve demir konstrüksiyondan oluşan avize, Ayasofya Hazine Binası'nın soyutlanmış plan ve görünüşünün 1/10 oranında küçültülmüş birebir uygulaması ve mimarinin bir belleğini oluşturuyor. Sarkis'in tanımıyla ışık bu bellekten fışkırarak Ayasofya Hazine Binası'nı kalbinden aydınlatıp ısıtıyordu. İKSV binasının girişinde yer alan avize ise, orijinal avizenin 1/2,5 oranında küçültülmüş bir versiyonu. Sarkis'in eseri binanın giriş holünde.
Ali Kazma
ATÖLYE SARKİS / L'ATELIER SARKİS, 2015
Video
İlk kez 2013 yılında Venedik Bienali Türkiye Pavyonu'nda sergilenen Rezistans serisinin devamı niteliğindeki 7 dakikalık bu videoda sanatçı, kamerasını Sarkis'in elli yılı aşkın süredir sanatsal üretimini sürdürdüğü Paris'teki atölyesine çeviriyor. Ali Kazma'nın Sarkis’in Türkiye Pavyonu sergisi Respiro'nun açılışıyla eşzamanlı olarak Hrant Dink Vakfı'nda gösterilen Atölye Sarkis / L'atelier Sarkis (2015) isimli videosu için Salon İKSV’de de bir gösterim gerçekleştirildi. Video kalıcı olarak İKSV binasının giriş holünde, merdivenleri çıkınca soldaki duvarda izlenebiliyor.
İnci Eviner
KAYGAN ORYANTASYON, 2009
Dijital baskı, epoksi
Duvarlara yaptığı desen uygulamaları ile bilinen İnci Eviner, İKSV için farklı bir alan seçerek ilk zemin uygulamasını gerçekleştirdi. Üzeri epoksi ile kaplanmış dijital baskı uygulamada, sanatçı kendi figürleri ile “hazır” figürleri bir arada kullanarak siyah-beyaz izdüşümleri ile negatif-pozitif karşıtlık yaratan bir çalışma üretti. Çalışan insan figürlerinin yanı sıra yapısı bozulmuş insan ve hayvan figürlerinin de yer aldığı çalışmada, Eviner ayaklarıyla yerleştirmenin üzerine basan izleyiciyi hayal alemi ile gerçeklik arasında gezindiriyor. İnci Eviner'in yapıtı zemin kattaki fuayenin zemininde görülebiliyor.
Selim Birsel
TANŞAK OMURGASI, 2009
Yağlıboya mühür baskı
2008 yılında yaptığı Tanşak Tarlası işinin bir devamı niteliğinde olan bu çalışmada Birsel, tank kaşelerinden oluşturduğu farklı boyutlardaki başak formlarını, öyküsel bir kurguyla, bodrumdan terasa kadar merdiven boşluğuna uyguladı. Seyrek olarak başlayan başak formları yoğunlaşarak devam ediyor ve sonrasında uçuşup daha da seyrekleşerek en tepede, gökyüzüne doğru yıldız/çiçek formuna dönüşüyor. Birsel'in spiral mekânla birlikte çevrilen/dönüşen tank formlarıyla oluşturduğu ölü doğa manzarası, yüz yıllardır süregiden acımasız toprak ve petrol savaşına ve gittikçe artan militarist yaklaşıma işaret ediyor. Selim Birsel'in yapıtı merdiven duvarlarında.
Canan Tolon
KIL PAYI, 2008
Ayna, lamba ve metal konstrüksiyon
Aynalardan ve lambalardan oluşan bu mekânsal uygulama, asansör boşluğunda yansımalarla sonsuza giden yeni bir mekân yaratıyor ve asansör kabinindeki izleyicinin yukarı ya da aşağı hareket etmesiyle kinetik bir heykele dönüşüyor. Aynaların kenarına yerleştirilen lambaların sonsuza giden görüntüsüyle bir ışık oyunu ortaya çıkarken izleyici ve mekânın yansımasını çoğaltarak mekân algısı ile oynuyor, optik illüzyonlar yaratarak farklı deneyimler sunuyor. Canan Tolon'un yapıtı asansör boşluğunda.
Aydan Murtezaoğlu
KARİYERİST, 2009
Cama kumlama/sablaj uygulaması
Ağırlıklı olarak fotoğraf işleri yapan Murtezaoğlu, bu sefer fotografik imgeyi farklı bir malzeme üstüne uygulayarak dönüştürüyor. Üç farklı sekanstan oluşan eserde üçüncü kattan çıkan izleyici ilk olarak sırıkla atlama yapan bir kadını fark ediyor. Atlıyor mu, düşüyor mu belirsiz olan figürün aştığı şeyin bir pencere olması izleyicide soru işareti yaratıyor. Dördüncü ve beşinci katlardaki uygulamalarda giderek figürün atlamaya/düşmeye daha da yakınlaştığı görülüyor. Eser, “kariyerist” kültür yönetiminde güç ilişkilerinin ve kurumsallaşmanın sanatsal üretime etkisini ve sanatçının bu güç ilişkileri içindeki konumunu sorguluyor. Sırıkla atlamada bir başarı gibi gözüken şey, pencere düşünüldüğünde bir intihar ya da tamamen dibe vurmaya da dönüşebiliyor. Aydan Murtezaoğlu'nun yapıtı 2, 3, ve 4. katlarda merdiven karşısına denk gelen kapı camları üzerinde.
Cengiz Tekin
İSİMSİZ, 2003
Fotoğraf
İsimsiz olan bu fotoğrafta ilk olarak fark edilen, üst üste konmuş her biri farklı desene sahip bir yastık yorgan yığını. Dikkatli bir gözle bakıldığında bu yığının içine yerleşmiş ya da sıkışmış, zorunlu olarak uyum sağlamış bir insan figürü fark ediliyor. Tekin'in kültürel ve sosyal çeşitliliğin arasında sıkışıp kalmış ya da saklanmış insana referans veren bu fotoğrafı, bina ve onu kucaklayan kozmopolit İstanbul arasındaki ilişkiye de işaret ediyor. Cengiz Tekin'in yapıtı 4. kattaki açık ofis alanında.
Bülent Şangar
Fotoğraflarında kültürel açmazları ve toplumsal düzenin baskısıyla şekillenen yaşamları yansıtan Bülent Şangar kendisini kullandığı bu ikili fotoğraflarda insanların üzerindeki baskıyı, güç politikalarını ve iletişim kopuklarını ele alıyor. Bülent Şangar'ın yapıtları 4. kattaki açık ofis alanında.
VESTİYER, 1997
İki fotoğraftan oluşan seri
BENZERİ İLE YAŞAYANIN ÖLÜMÜ BENZERİNDEN OLUR, 1996
Fotoğraf
İSİMSİZ, 1997-1999
İki fotoğraftan oluşan seri
İstanbul Bienali Limited Editions
FÜSUN ONUR, AYŞE ERKMEN, GÜLSÜN KARAMUSTAFA, LAWRENCE WEINER, HALİL ALTINDERE, FRANCIS ALŸS, ELMGREEN & DRAGSET, TANER CEYLAN, WAEL SHAWKY, MICHAEL RAKOWITZ, NEVİN ALADAĞ, AKRAM ZAATARI, İNCİ EVİNER, ADRIÁN VILLAR ROJAS, MARK DION
İstanbul Bienali, bienale destek olurken koleksiyonlarına bienal tarihinden özel bir seçki katmak isteyen sanatseverler için “Limited Editions” (sınırlı üretim edisyon) projesini hayata geçirdi. İstanbul Bienallerinin geçmiş edisyonlarına katılan sanatçıların bu proje için hazırladığı çalışmalar, Bülent Erkmen’in tasarladığı özel bir kutuda bir araya getirildi. Her biri 35 x 50 cm boyutunda 15 eser içeren ve sadece 50 adet üretilen “Limited Editions” setleri, İstanbul Bienallerinden bir kesit sunarken, gelecek bienallerin düzenlenmesi için de anlamlı bir kaynağın yaratılmasına imkân sağlıyor. Edisyonlar, 4. katta İstanbul Bienali ofisinde ve 5. katta Leyla Gencer Toplantı Odası’nda sergileniyor. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşılabiliyor.
Füsun Onur
İSİMSİZ, 2009
Tuval, varak yaldız, iplik
Sanatçı İKSV için yaptığı bu tuval çalışmasında yüzeyde altın varak kullanıyor. Tuvale minimalist bir şekilde işlediği mavi, beyaz ve sarı ipliklerle yarı tamamlanmış bir melek figürü oluşturuyor. Sanat tarihinde önemli bir yeri olan melek figürü, sadelik ve ilham gücünün duygusal yoğunluğu arasında salınıyor. Füsun Onur'un yapıtı 5. kattaki açık ofis alanında.
Gülsün Karamustafa
ZAMANLAR OLDUĞU GİBİ (Altta) ve RENKLENDİRİLMİŞ ZAMANLAR (Üstte), 1994
Elle müdahale edilmiş ofset baskı
Sanatçı bu baskılarda radyonun ana iletişim ve eğlence aracı olduğu 50'lerin toplumuna gönderme yapıyor. Baskılarda o dönemin sosyal yaşamında bugünün televizyon sanatçıları gibi önemli bir rol oynayan radyo sanatçılarının günlük yaşamından görüntüler yer alıyor. Sadece sesleri ile tanınan bu sanatçıların dinleyici kitlesine tanıtılması için kullanılmış fotoğraflarda Safiye Ayla, Sabite Tur, Mualla Gökçay, Lütfi Güneri ve eşi ayakkabı seçerken, tango bestecisi Necip Celal balkonunda, Müzeyyen Senar ilk mayolu resmiyle görülüyor. Sanatçı bu fotoğraflarla izleyiciye çok farklı bir algısı olan geçmiş bir dönemi hatırlatırken, fotoğraflara yaptığı renkli motif müdahaleleri ile kendi çocukluğuna ve bir radyo yapımcısı olan babasına referans veriyor ve aynı zamanda renkli televizyonun radyo üzerinde kurduğu üstünlüğe işaret ediyor. Gülsün Karamustafa'nın yapıtı 5. kattaki açık ofis alanında.
Canan Dağdelen
NONPLACE.DOT, 2009
Alüminyum, metal sicim
Sanatçı, çizgi ile mekân, yazı ile mimariyi bir araya getirdiği bu yapıtta, el yazısıyla yazdığı “place” (mekân) sözcüğünü metal sicimlerle sarkıttığı alüminyum kürelerle küpün içinde oluşturuyor. Küreler ve aralarındaki boşluklar formu oluştururken eser, gölgesi ve restoran camlarındaki yansımaları ile cam küpün dışına taşıyor. Bakış açısına göre değişen, dağılıyormuş ya da bir araya toplanıyormuş izlenimi veren yerleştirme, İKSV binasının sosyal bir yapı olarak kimliğine de gönderme yapıyor. İç ve dış arasındaki ayrım belirsizleşirken çok parçalı yapı, binayı çevreleyen İstanbul imgesi ile konuşuyor. Canan Dağdelen'in yapıtı 6. kattaki restoranda bir cam küpün içinde.
Superpool
FLARE, 2019
Lamine cam
Yıl boyunca süren programlarıyla özellikle çocuklar, gençler ve dezavantajlı grupları ağırlayan İKSV Alt Kat’ta bulunan Flare, kütüphane ve atölye alanlarını akışkan, şeffaf ama yalıtımlı bir biçimde ayırarak mekânın işlevini en verimli şekilde yerine getirmeye destek oluyor. Kıvrımlı ve lamine camdan oluşan bu yerleştirme mekânda farklı alanlar yaratırken genişlik algısını bozmayan bir bölücü görevi üstleniyor.